Yargı vesayetinde son perde

29.12.2025 medyascope.tv

29 Aralık 2025’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. 2025 yılına Türkiye'de yargının damga vurduğunu söylemek mümkün. Yargı derken de esas olarak savcılar ve esas olarak da İstanbul. Öyle söyleyelim. 2025 yılı özellikle 19 Mart süreciyle beraber, öncesi de var ama 19 Mart'ta iyice artan bir CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar. Ama sadece bundan ibaret değil. Ve belli bir aşamadan sonra birtakım şirketlere yönelik operasyonlar, birtakım ünlülere yönelik operasyonlar ve bu arada hiç bitmeyen bir şekilde gazetecilere, medya kuruluşlarına yönelik operasyonlar. Bütün bunlar bu yıla, yani daha bitmemiş olan 2025'e damgayı esas olarak yargının vurduğunu bize gösteriyor. Ama burada sorun şu: Eğer Türkiye'de bağımsız ve tarafsız bir yargı olsaydı yani yasama, yargı, yürütme, güçler ayrılığı ilkesi hayata geçmiş olsaydı ve yargı bu operasyonları yapmış olsaydı genel olarak bunlardan toplumun hayrına iyi bir şey olarak bahsederdik. Yani bağımsız yargı hiçbir şeyi dinlemeden, kimseden korkmadan belediyelerin üzerine gidiyor, siyasilerin üzerine gidiyor, şirketlerin üzerine gidiyor vesaire derdik. Ama bizde böyle bir şey yok. Tamamen siyasi iktidara bağımlı bir yargı var. Siyasi iktidar derken de esas olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bağlı bir yargı var.
Şu haliyle bakıldığı zaman Erdoğan üzerinden, Erdoğan'ın yargı aracılığıyla Türkiye'de öncelikle siyasi hayatı ama esas olarak tüm insanların hayatını şekillendirme çabası olarak bunu görebiliriz. Ve burada karşımıza vesayet kavramı çıkıyor. Yani yargının izin verdiği ölçüde yapabiliyorsunuz siyaseti, belediyeciliği ya da, ne diyelim yeni tabirle, sosyal medya fenomenliğini, ünlü olmayı, şunu bunu. Şirketlerinizi onun çizdiği sınırlar içerisinde kuruyorsunuz, ediyorsunuz ve bütün bunları yaparken de sürekli olarak aklınız tabii ki siyasette. Karşınızda belki yargı var ama baktığınız zaman karşınızdaki savcı ya da yargıcı değil, siyasi iktidarı görüyorsunuz. Aslında bu yeni bir şey değil. Türkiye'de öteden beri yargı siyasi iktidarların baskı aracı olarak kullanılmıştır ya da şekil verme aracı olarak kullanılmıştır. Mesela 28 Şubat sürecinde yüksek yargı eliyle sandıktan çıkmış olan Refah Partisi ıslah edilmeye çalışıldı. Edilmediği ya da edilemeyeceği düşünüldüğü için de kapatıldı. Necmettin Erbakan ve birtakım parti yöneticileri yasaklı ilan edildi. Yeni parti kuruldu. Daha sonra o partinin de, Fazilet Partisi'nin de başına aynı şey geldi.
Buralarda neyi gördük? Ülkeyi yönetenler, o günlerin tabiriyle derin devlet siyaseten baş edemediklerini yargı eliyle siyasetten dışladılar, dışlamaya çalıştılar. Ama her seferinde bu partiler yeniden açıldı. Tıpkı Kürt hareketinin partileri gibi ve Fazilet Partisi'nin bölünmesinin ardından kurulan iki partiden Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi ve hâlâ o gün bugündür Türkiye'yi yönetiyor. Türkiye'de ikinci yargı eliyle hayatı şekillendirme meselesini nerede gördük? AK Parti iktidarının ilk yıllarında Fethullahçılarla iş birliği içerisinde Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalarla devletin içerisinde kendi tabirleriyle askeri vesayeti tasfiye süreçlerinde gördük. Ve Fethullahçılar ve Erdoğan iktidarının birlikte yaptığı bu operasyon dışarıdan da bayağı destek gördü. Ülkenin liberal olduğunu söyleyen kesimleri, yurt dışında birtakım önemli güç merkezleri Türkiye'nin bu yolla daha demokratikleştiğini, demokratikleşmeye doğru evrildiğini ve önündeki birtakım engellerin, otokratik ve bürokratik engellerin kaldırılması olarak gördü. Ama o ortamda bunun pekâlâ askeri vesayete karşı yeni bir vesayet doğurabileceğini söyleyen çok az kişi vardı.
Mesela onlardan birisi Nuray Mert. Yazdığı bir yazıda ne demişti? Başlık olarak "Sivil İstibdat" demişti ve bu yapılanın, yani askeri vesayeti tasfiye etme sürecinde başvurulan yöntemlerin yeni bir kara dönemi başlattığını dile getirdiğinde linç edilmişti. Özellikle kimler tarafından? Bütün bu yapılanların hayırlara vesile olduğunu, olacağını düşünenler tarafından. Ama sonra ne oldu? Aynı yargı ya da aynı yargı dediğim yargıçlar değişti, savcılar değişti ama yine aynı yargı organları eliyle bir baktık bu kişiler de devletin otokratik hışmından nasiplerini aldılar. Şimdi Türkiye'de AK Parti iktidarının belli bir aşamasından sonra bir tür geçmişteki Ergenekon, Balyoz soruşturmalarını hatırlatan birtakım soruşturmalar oluyor. Özellikle Kürt hareketine yönelik yapılan ve bu süreçle beraber durmuş gibi gözüken operasyonlar. Ama en önemlisi CHP'ye yönelik, özellikle 19 Mart'la beraber başlayan operasyonlar 31 Mart 2024'te birinci parti çıkan CHP'nin önünü kesme çalışmasıydı. Tıpkı zamanında devleti yönetenlerin Refah Partisi'ni sandıkta engelleyemedikleri için yargıyı devreye sokması gibi bir süreci görüyoruz şu anda. Öncelikle Erdoğan'ın en önemli rakibi olan Ekrem İmamoğlu'na yönelik hem diploma hem ardından yolsuzluk suçlamalarıyla onun tasfiye edilmesi çalışması.
Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik olarak açılan birtakım davalar, kurultay davası, şu bu ve bütün bunlarda birtakım yargı organları kendi başlarına hareket ederek diyelim, kendi başlarına hareket derken siyasi iktidarla eş güdüm içerisinde ama kuralları hiçe sayarak, mesela üst mahkemeleri dinlemeyerek. Şu haliyle bakın İstanbul'da Cumhuriyet Halk Partisi'nde hâlâ binaya gidip gelen birileri var. Herkes unuttu ama onlar gitmek zorundalar. Çünkü bir mahkeme onları kayyum olarak atadı ve Yüksek Seçim Kurulu'nun kararına rağmen bunda ısrar ediyor. Ne elde edeceklerini artık onlar da bilmiyor. Herhalde o kayyum olan kişiler de niye orada olduklarını artık iyice unutmuş durumdalar. Ama orada bir durum yaratıldı ya da mutlak butlan tehdidiyle CHP'ye yaşatılanlar. CHP üst üste olağanüstü kurultaylar yaptı, İstanbul örgütü. Bütün bunlar yargı eliyle siyasi iktidarın CHP'yi sıkıştırma gayretleriydi. Ama ne oldu? Belli bir yerden sonra bunlar etkilemez oldu. Cumhuriyet Halk Partisi'ni etkilemez oldu. Tabii ki belediye başkanları ve çalışanların içeride olmasının getirdiği sıkıntılar var. Ama siyaseten CHP bunu kendi lehine çevirir gibi olunca bu sefer yargı başka alanlara doğru yöneldi.
Şirketlere yönelik operasyonlar var; kara para aklama denen. Orada ama biliyoruz ki o şirketler yine siyasi iktidarın bilgisi hatta teşviki kapsamında o büyümeleri yaşadılar. Mesela Can Holding'in Habertürk'ü alması ya da Bilgi Üniversitesi'ni alması siyasi iktidardan habersiz ve bağımsız olabilir mi? Ve o kaynakların nereden geldiğini kimse bilmiyor olabilir mi? Ama ne olduysa oldu belli bir aşamada iktidarın kararı değişti ve bunlar tasfiye edilmeye başlandı. Bir de bu arada son döneme damgasını vuran isimler üzerinden özellikle uyuşturucu üzerinden giden yargı operasyonları var. Bunun birçok nedeni var tabii ki. Ama şunu özellikle söylememe izin verin: Belediyelere yönelik operasyonlarla itibar kazanmayı düşünen siyasetçiler ve yargı bunun tam tersi etki yarattığını görünce bu sefer bu yolla kendilerini öne çıkartmaya çalıştılar ve bir ölçüde başarılı da oldular. Çünkü ünlü isimler var, işin içerisinde cinsellik var, uyuşturucu var, para var ve tabii ki medyaya yayılan ve hızlıca dolaşıma giren işte MASAK raporları, gizli tanık ifadeleri, polis ifadeleri, şunlar bunlar ve şu haliyle özellikle son birkaç ayımız bu operasyonlarla ele geçirilmiş durumda. Biz bunları niye konuşuyoruz?
Ben mesela dün gördüm yine birileri gözaltına alınmış. Mesela Veyis Ateş'i biliyorum Habertürk döneminden beri; onu bir aldılar, bir bıraktılar, şimdi tekrar aldılar. Birtakım fenomen dedikleri isimler var; ben şahsen tanımıyorum ama kamuoyunda çok bilinen isimler. Uyuşturucu deniyor. Evet, çok sayıda kişi uyuşturucudan alınıyor. Bir kısmı adli kontrol şartıyla bırakılıyor. Az sayıda insan tutuklanıyor vesaire. Ama hâlâ Türkiye'de yargı ve ülkeyi yönetenler Türkiye'nin uyuşturucu konusunda bu kadar kötü bir duruma gelmesiyle gerçek anlamda hesaplaşmış değiller. Kaba tabirle hep deniyor ya: Uyuşturucu baronları nerede? Niye onlara yönelik operasyonlar yok? Bu soru hâlâ ortada duruyor. Ki geçmişte yaşanan birtakım örnekler var biliyorsunuz; alınıp bırakılan, çıkmasına göz yumulan isimlerden çok bahsedildi. Türkiye'nin aynı zamanda dünyanın değişik yerlerinden mafyanın tercih ettiği bir ülke olduğu söylendi. Bu realite bir yanda duruyor.
Ama şu haliyle yargımız sürekli birtakım insanları birtakım torbacıların ifadeleriyle alıp alıp bırakıyorlar ya da belli cezalarla. Ama ne yapıyorlar? Bizim hayatımızı kuşatıyorlar. Geçen Diyarbakır'da uçakta birisi "Siz gazetecisiniz bilirsiniz, bu operasyonlar sürecek mi?" diye bana iştahla sordu. Yani insanlar bundan bir şekilde mutlu oluyorlar ya da bunu tüketiyorlar ve buradan da yakalanmış bir şey var. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: 19 Mart operasyonunda yaşanan o büyük başarısızlığı, fiyaskoyu telafi etmek için yapılan bir şey bu. Son bir not daha düşeyim. Ergenekon, Balyoz dönemlerinde yargı doğrudan Erdoğan'a bağlı değildi; Fethullahçılara bağlıydı. Fethullah Gülen ve onun gizli imamları, şunlar bunlar yargıya Erdoğan'dan daha kolay ulaşıyor ve yönlendiriyorlardı. Nitekim 17-25 Aralık operasyonları da aynı yargı mensuplarının Erdoğan'a yönelik kurdukları birtakım tezgâhlardı. Şu haliyle bakıldığı zaman yargı doğrudan Erdoğan'a bağlı gözüküyor. Öyle biliyoruz. Ama bunun yarını hiçbir zaman belli olmaz. Bir de tabii ki bu derece önü açılmış bir yargının Erdoğan sonrası dönemde tekrar toparlanabilmesi nasıl olacak? Bu da çok ciddi bir sorun.
Evet. İthaf tabii ki, maalesef diyeceğim ama Brigitte Bardot olacak. Brigitte Bardot dün 91 yaşında hayatını kaybetti. "Ve Tanrı Kadını Yarattı" filmiyle bilinen ve dünyada kadın oyuncu dendiği zaman belki Marilyn Monroe ile birlikte en çok bilinen bir isim, Fransız oyuncu. Sürekli oyunculuğu sırasında gündemde, 50'li 60'lı yıllarda ama bir şekilde durmayı bilmiş birisi. 1973, yani çok daha genç yaşta diyelim. Normalde birçok sanatçı var, 70, 80 hatta 90 yaşına kadar bunu sürdüren. Ama Brigitte Bardot kendini erken emekliye ayırıp bir vakıf kurup hayvanlar için mücadele etmeye başladı. Hep kendini öyle gösterdi. Ama arada göçmenler, Müslümanlar ve de kısmen eşcinseller hakkında yaptığı açıklamalarla da genellikle tepki aldı. Hatta ırkçılıktan yargılandığını da hayal meyal hatırlıyorum. Fakat farklı bir insandı. Durmayı bildi ve kendini bir yere vakfetti. Hayvanlar için, hem evcil hayvanlar hem yabani hayvanlar hem sokak hayvanları için dünya çapında, küresel çapta mücadele verdi. Ama tabii ki biz hep onu "Ve Tanrı Kadını Yarattı" ile hatırlayacağız. Hayatımızdan, birçok kişinin hayatından Brigitte Bardot geldi ve geçti. Yani alkışlarla gitti diyelim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
03.01.2026 Nedir şu ucuz kahramanlardan çektiğimiz!
02.01.2026 Devlet eliyle “sivil” eylem: Galata Köprüsü’nde Gazze buluşması
01.01.2026 2026’da sürprizlere hazır olalım
31.12.2025 2025: Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yıldı
30.12.2025 Yalova’da yaşananlara şaşıran var mı?
29.12.2025 Hafta Başı (63): Yalova'da yaşananların anlamı | 2025'ten geriye ne kaldı? | 2026'da neler olabilir?
29.12.2025 Yargı vesayetinde son perde
28.12.2025 2025’in ardından: “Beni sürecim senin sürecini döver!”
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı